Bilgi Al

XVCX

İLETİŞİM FORMU

XVCX

  • Telefon:0536 576 66 66
  • Mail: bilgi@dratacan.com
  • Instagram: Dr. Ata Can
  • Adres: Dikilitaş Mahallesi, Hakkı Yeten Caddesi, No: 10/D Giriş Kat Oda:010 Beşiktaş/İstanbul
  • Adres Tarifi: Selenyum Twins konutları altı, Real AVM yanı.
    Geniş otoparkı mevcut olup hasta direkt klinik önünde indirilebilir.

İletişim Formu

    Sessiz İlerleyen Tehlike: Kemik Erimesi (Osteoporoz) ve Bilinmesi Gerekenler

    İnsan vücudu, her parçasıyla muazzam bir denge ve mühendislik harikasıdır. Bu yapının en temel taşıyıcısı, bizi ayakta tutan ve organlarımızı koruyan iskelet sistemimizdir. Gençlik yıllarında sapasağlam olan, darbelere karşı direnç gösteren kemiklerimiz, zamanın ve çevresel faktörlerin etkisiyle sessizce gücünü kaybedebilir. Tıbbi literatürde Osteoporoz olarak adlandırılan, halk arasında ise yaygın olarak kemik erimesi olarak bilinen bu durum, günümüzde yaşam süresinin uzamasıyla birlikte çok daha sık karşılaştığımız bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Genellikle ileri yaş hastalığı olarak algılanan ancak temelleri gençlik yıllarında atılan bu rahatsızlık, sinsi ilerleyişi nedeniyle çoğu zaman ilk kırık yaşanana kadar fark edilmez.

    Bu yazıda, kemik sağlığının önemini, osteoporozun nedenlerini, belirtilerini ve tedavi süreçlerini detaylıca ele alacağız. Ayrıca bu alanda uzmanlaşmış hekimlerin, özellikle Doç. Dr. Ata Can gibi deneyimli isimlerin tedavi sürecindeki rolüne değineceğiz.

    Kemik Erimesi Tam Olarak Nedir

    Kemik, sanılanın aksine cansız ve durağan bir yapı değildir. Tıpkı deri veya kas dokusu gibi kemik dokusu da sürekli olarak kendini yenileyen, canlı bir organizmadır. Vücudumuzda yaşam boyu devam eden bir yapım ve yıkım döngüsü vardır. “Osteoblast” adı verilen hücreler yeni kemik dokusu yaparken, “Osteoklast” adı verilen hücreler eski kemik dokusunu yıkar. Çocukluk ve ergenlik döneminde yapım hızı, yıkım hızından fazladır; bu sayede kemikler büyür ve yoğunlaşır. 30’lu yaşlara gelindiğinde ise kemik kütlesi zirve noktasına ulaşır.

    Osteoporoz, kelime anlamı olarak “gözenekli kemik” demektir. Yaş ilerledikçe veya çeşitli hormonal sebeplerle yıkım hızı, yapım hızının önüne geçtiğinde kemik yoğunluğu azalmaya başlar. Kemiklerin iç yapısı, tıpkı bir bal peteği görünümündedir. Osteoporoz geliştiğinde bu petek gözleri büyür, kemik dokusu incelir ve dayanıklılığı azalır. Sonuç olarak kemikler o kadar kırılgan hale gelir ki, basit bir öksürük, eğilme veya hafif bir düşme bile kalça, bilek veya omurga kırıklarına yol açabilir. Bu durum sadece bir yaşlılık belirtisi değil, ciddi bir metabolik kemik hastalığıdır.

    Neden “Sessiz Hırsız” Deniyor

    Osteoporozun en tehlikeli yanı, hastalığın başlangıç evrelerinde neredeyse hiçbir belirti vermemesidir. Yüksek tansiyon veya şeker hastalığı gibi kendini baş ağrısı ya da susama ile belli etmez. Kemik kütlesi kaybı yıllar içinde yavaş yavaş gerçekleşir ve kişi genellikle bu durumun farkında olmaz. Bu nedenle tıp dünyasında osteoporoza “sessiz hırsız” lakabı takılmıştır; çünkü yıllar boyunca kemiklerinizi sizden habersizce çalar.

    Hastalık ilerledikçe ve kemik yoğunluğu belli bir seviyenin altına düştüğünde bazı belirtiler ortaya çıkmaya başlar. Bunların en yaygını sırt ağrılarıdır. Omurgadaki kemiklerin zayıflaması sonucu oluşan mikro kırıklar veya çökmeler, şiddetli sırt ağrılarına neden olabilir. Zamanla boy kısalması ve duruş bozukluğu (kamburluk) gelişebilir. Kişi, gençlik yıllarına göre boyunun birkaç santimetre kısaldığını fark edebilir. Ancak en dramatik belirti, beklenmedik bir anda gerçekleşen kemik kırıklarıdır. Özellikle kalça kırıkları, ileri yaşlarda hayati risk taşıyan ve yaşam kalitesini ciddi oranda düşüren sonuçlar doğurabilir.

    Risk Faktörleri ve Kimlerin Dikkat Etmesi Gerektiği

    Kemik erimesi herkesi etkileyebilir ancak bazı gruplar daha yüksek risk altındadır. Bu risk faktörlerini “değiştirilemeyen” ve “değiştirilebilir” olarak ikiye ayırmak, korunma stratejisi geliştirmek açısından önemlidir.

    Değiştirilemeyen faktörlerin başında yaş ve cinsiyet gelir. Kadınlar, özellikle menopoz döneminden sonra östrojen hormonunun (kemikleri koruyan hormon) azalmasıyla birlikte hızlı bir kemik kaybı sürecine girerler. Bu nedenle osteoporoz, kadınlarda erkeklere oranla çok daha sık görülür. Ayrıca genetik faktörler de belirleyicidir; eğer annenizde veya babanızda kalça kırığı öyküsü varsa, sizin de riskiniz artar. Minyon tipli ve ince kemik yapısına sahip bireyler de, daha az kemik kütlesine sahip oldukları için risk altındadır.

    Değiştirilebilir faktörler ise tamamen yaşam tarzımızla ilgilidir. Kalsiyum ve D vitamini açısından fakir beslenme, hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı, sigara ve aşırı alkol tüketimi kemik sağlığının en büyük düşmanlarıdır. Ayrıca kortizon içeren ilaçların uzun süreli kullanımı ve bazı tiroid rahatsızlıkları da kemik erimesini tetikleyebilir.

    Tanı Yöntemleri ve Erken Teşhisin Önemi

    Osteoporoz tanısı koymak günümüz teknolojisiyle oldukça kolay ve ağrısızdır. “DEXA” (Dual Enerji X-Işını Absorbsiyometrisi) adı verilen kemik yoğunluğu ölçüm cihazı ile dakikalar içinde kemiklerinizin durumu analiz edilebilir. Bu işlem sırasında alınan radyasyon miktarı son derece düşüktür. Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine göre elde edilen T-skoru, kemik yoğunluğunuzun normal mi, osteopeni (kemik erimesi başlangıcı) mi yoksa osteoporoz seviyesinde mi olduğunu net bir şekilde gösterir.

    Osteoporoz

    Erken teşhis, kırıklar oluşmadan önlem alabilmek adına hayati önem taşır. Özellikle 65 yaş üstü kadınların ve 70 yaş üstü erkeklerin, herhangi bir şikayeti olmasa bile rutin olarak kemik yoğunluğu ölçümü yaptırması önerilmektedir. Risk faktörü taşıyan bireylerde ise bu taramalar çok daha erken yaşlarda başlamalıdır.

    Tedavi Süreci ve Uzman Hekim Desteği

    Osteoporoz tanısı konulduktan sonra tedavi süreci kişiye özel olarak planlanmalıdır. Tedavinin amacı, kemik yıkımını durdurmak, mümkünse kemik yapımını artırmak ve en önemlisi kırık oluşumunu engellemektir. Bu noktada ilaç tedavileri, hormon replasman tedavileri ve destekleyici takviyeler devreye girer. Ancak ilaç tedavisi tek başına yeterli değildir; yaşam tarzı değişiklikleri ve egzersiz programları ile desteklenmelidir.

    Bu kapsamlı tedavi sürecinin yönetilmesi, ciddi bir uzmanlık gerektirir. Ortopedi ve Travmatoloji uzmanları, iskelet sisteminin sağlığını koruma ve hastalıklarını tedavi etme konusunda en yetkin hekimlerdir. Bu alanda akademik birikimi ve klinik tecrübesiyle öne çıkan Doç. Dr. Ata Can, kemik erimesi hastalarına yönelik bütüncül yaklaşımıyla tanınmaktadır. Doç. Dr. Ata Can, hastalarının sadece kemik yoğunluk değerlerine değil, yaşam tarzlarına, beslenme alışkanlıklarına ve genel sağlık durumlarına odaklanarak kişiye özel tedavi protokolleri uygular.

    Kemik erimesi tedavisinde başarı, hekim ile hasta arasındaki iletişime ve güvene bağlıdır. İlaçların düzenli kullanımı, yan etkilerin takibi ve periyodik kontrollerin aksatılmaması gerekir. Doç. Dr. Ata Can, kliniğinde gerçekleştirdiği detaylı muayeneler ve modern tanı yöntemleriyle, hastalarının kemik sağlığı haritasını çıkararak en doğru tedavi yolunu belirlemektedir. Özellikle kırık riski yüksek olan hastalarda, koruyucu cerrahi yaklaşımlar veya medikal destekler konusunda verdiği danışmanlık, hastaların yaşam kalitesini korumasında büyük rol oynamaktadır.

    Beslenme ve Egzersizin Gücü

    Tedavinin ve korunmanın en önemli ayağı beslenmedir. Kalsiyum, kemiklerin ana yapı taşıdır. Süt, yoğurt, peynir gibi süt ürünlerinin yanı sıra koyu yeşil yapraklı sebzeler, badem ve kuru baklagiller zengin kalsiyum kaynaklarıdır. Ancak kalsiyumun emilebilmesi için vücudun D vitaminine ihtiyacı vardır. D vitamini büyük oranda güneş ışığından sentezlenir; bu nedenle kontrollü güneşlenmek kemik sağlığı için elzemdir. Eksikliği durumunda ise mutlaka hekim kontrolünde takviye alınmalıdır.

    Protein de kemik sağlığı için kritik bir öneme sahiptir. Yeterli protein alımı, kemik dokusunun yenilenmesine katkı sağlar. Ancak aşırı tuz ve kafein tüketiminden kaçınılmalıdır, çünkü bu maddeler kalsiyumun idrarla atılmasına neden olarak kemikleri zayıflatabilir.

    Egzersiz ise kemiklere “güçlen” emrini veren en önemli faktördür. Yer çekimine karşı yapılan yürüyüş, hafif tempolu koşu, dans veya tenis gibi aktiviteler kemik yoğunluğunu artırır. Kas güçlendirici egzersizler ise dengeyi geliştirerek düşme riskini azaltır. Hareketsiz bir yaşam, kemiklerin en büyük düşmanıdır. Yatağa bağımlı kalan hastalarda kemik erimesinin çok hızlı ilerlemesi bunun en somut kanıtıdır.

    Düşmelerin Önlenmesi ve Ev Güvenliği

    Osteoporoz hastaları için en büyük tehdit düşmelerdir. Ev içinde alınacak basit önlemlerle kırık riski ciddi oranda azaltılabilir. Kaygan zeminlerin halı ile kaplanması, halı kenarlarının sabitlenmesi, banyo ve tuvaletlere tutunma barlarının monte edilmesi, ev aydınlatmasının yeterli olması ve takılmaya neden olabilecek kablo veya eşyaların ortadan kaldırılması gerekir. Ayrıca görme bozukluklarının giderilmesi ve dengeyi bozan ilaçların düzenlenmesi de düşme riskini azaltan faktörlerdir.

    Kemik erimesi, yaşlanmanın doğal ve kaçınılmaz bir sonucu olarak görülmemelidir. Doğru yaşam alışkanlıkları, dengeli beslenme ve düzenli egzersiz ile kemiklerinizi koruyabilir, ileri yaşlarda bile aktif bir yaşam sürebilirsiniz. Ancak unutulmamalıdır ki, osteoporoz sinsi bir hastalıktır ve profesyonel bir takip gerektirir. Kemik sağlığınızı şansa bırakmamak, risklerinizi öğrenmek ve gerekirse tedaviye başlamak için bir uzmana başvurmak atılacak en doğru adımdır. Doç. Dr. Ata Can gibi alanında uzman hekimlerin rehberliğinde, kemik erimesi yönetilebilir ve kontrol altına alınabilir bir süreçtir. Sağlam temeller üzerinde yükselen sağlıklı bir gelecek için kemiklerinize iyi bakın ve kontrollerinizi ihmal etmeyin.

    Scroll to Top